Sunday, July 08, 2007

Yeşil Bursa





Eski Bursa yolu



Mudanya



Saltanat Kapısı (Tophane)



Saat Kulesi (Tophane)






Yeşil Cami




Orhan Gazi Türbesi

Bursa'ya gidip teleferiğe binmeyen tek kişi ben miyim acaba? Babam asker olduğu için bir vakitler Erzurum'da bulunmuştuk. Erzurumlu bir aile bizi Palandöken tesislerine götürmüştü. Teleferikle aramızda sadece bir adım mesafe vardı ama binmedik DÜŞEBİLİRDİ. O vakit küçüktük şimdiki küçüklerden de değildik inandık. Ama teleferik kaç sefer düşmüş diye sormak bu seneler aklıma geliyor. (Hani trafik kazaları kadar olamaz değil mi? )Bu sefer ne yalan söyliyeyim teyzeme güvendim. Anneme göre biraz daha cesurdur. Maalesef bozulan arabalar, hastalanan yolcular derken biz değil Uludağ'ı Bursa'nın meşhur çarşısını bile gezemedik. Sağlıkla bile olsa 6 saate sığmıyacak bir şehir. Biz bir çok aksaklığa rağmen yarım yamalak gezmişiz az mı? Tarihi yerler bir felaketti. 29 Mayıs'a denk geldiği için Bursa'nın okulları gezi düzenlemiş, yabancı turistler ve bizler.( ve restarasyon çalışmaları) Ne kadar fotoğraf çeksekte buram buram tarih kokan o güzel yeşil şehre ( Bursalılar kızar belki ama gerçekten azalmış yeşil alan) doyum olmaz. Fotoğraflarım bitmedi...

Wednesday, June 27, 2007

Beykoz











Wednesday, May 02, 2007

Yunanistan' da Ecdat Yadigarları



YENİ HAMAM



BEY HAMAMI



BEZESTEN



BEY HAMAMI'NIN İÇİ



ALACA İMARET



HAMZA BEY CAMİ



BEZESTEN'İN İÇİ



YENİ CAMİ
Kardeşim Yunanistan gezisinde Osmanlı eserlerinin fotoğraflarını çekmiş. Yaklaşık bir senedir elinde bulunan kitapçıktan bu eserlerin tarihi hikayelerini yazacaktı. Beklemekle olmuyor ve yazamıyacak resimlerle iktifa edeceğiz...

Thursday, December 14, 2006

Çarşamba Pazarı





Fatih'in Çarşamba'sı, ünü Türkiye'yi bile aşmış bir pazardır. Büyüklüğü de neredeyse aşacak ama neyse abartmayalım. Çarşamba günleri pazarın olduğu sokaklarda oturanların yaşadığı gürültüyü ve kargaşayı bilirim ertesi gün oldu mu bir eksiklik hisseder insan, bugün neden bu kadar sessiz acaba diye düşünmeye başlar.






Çarşamba böyle büyük ve kalabalık ama aradığın her şeyi neredeyse her kalitede bulabilme özelliğiyle insanların "pazar malı" diye burun kıvırmasına değil de "hımm çarşamba'dan mı aldın???" şeklinde bir kalite göstergesi olmaya başladı. Özellikle dikiş dikenler ve bu tarz bir işle uğraşanlar için muhteşem bir yer.








Çarşamba pazarına Anadolu yakasından bile ziyaretçiler geliyor, diğer semtleri saymıyorum. Pazarın trafiğe hatırı sayılır katkısını, sokaklar önce parkedilmiş arabalardan anlayabilirsiniz.



Ünlü markaların fabrikalarından toplanmış rengarenk ve çeşit çeşit kumaşlar, perdeler, kaplamalık kumaşlar, battaniyeler, pikeler, en kaliteli markaların tasarladığı kıyafetlerde bile bulunmayan süslemeler, en son moda kıyafetler, ayakkabılar, çantalar (taklit markalar da dahil olmak üzere)... Yine süslü mağazalarda satılan her türlü ev eşyası (Kredi kartına taksit yapanları bile bulunuyor)...






En çekici yanı da satan kişilerle samimi diyaloglar kurmak, pazarlık yapmak ve bütün ürünlerin yanyana olması.. Sağında göz alıcı ve %99 çin malı porselenler solunda bir apartman boyu yüksekliğe asılmış 0-3 yaş arası bebek kıyafetleri, diğer tarafta nevresimlik kumaşlar, pullar vs. Soğuk devasa alışveriş merkezlerinin yanında (adım atmanın zorluğunu göz önüne almazsak) oldukça sevimli kalıyor.









Geçen Çarşamba oradaydım ama bütünüyle gezmek için değil de sadece kumaşçıların olduğu bölüme bakmak için gitmiştik o yüzden sebzelerin olduğu yerlere ve daha iç kısımlara girmedik. Ben de hazır yanımda fotoğraf makinesi varken bir kaç fotoğraf çekiyim dedim.



Demem o ki aslında bu bir kaç fotoğraf Çarşamba'yı anlatmaya yetmez ama hiç gitmemiş, İstanbul dışında olanlara bir fikir veya uzakta kalıp özleyenler için hatıra olur diyerek yayınlıyorum. Bir dahaki sefere de diğer yerlerini çekerim inşallah..

Bebek kıyafetleri satanlardan birini çekerken "para isterim ama ürünlerimi çekiyorsun" diye takıldı, "reklamını yapıyorum bak daha ne istiyorsun" diyince bir şey demedi.





Bu amcadan da kelepçeli kek kalıp seti aldık, 3'lü takım halinde, bize indirim yaptı teşekkür ediyoruz.






Friday, December 08, 2006

Nasıl Bakarsan Öyle Görürsün






Nasıl bakarsan öyle görürsün. Bu tabir çok özel. Bazen bazı şeyler çok üst üste gelirler. O kadar ki hepsinin üstünüze yığılıp altında kalmaktan korkarsınız. Güzel olan bütün her şey size o anda karanlıktır, sıkıcıdır. İşte o anda şansınız yaver gider de güzel bir şey görürseniz nefes aldığınızı tekrar hissedersiniz. Bu güzel bir çiçek, kuş ya da manzara olabilir. Ama o anda nasıl bir halet-i ruhiye içindeyseniz öyle bakar öyle görürsünüz. İşte böyle bir anda güneşin batışı güzel göründü bana. İşi gücü bırakıp fotoğraf çekmeye koyuldum. Tamam ilk fotoğraflar çok güzel göründü. Ama sonuncu bana öyle bir his verdi ki bütün ümitler bulutların altında gizlenmişti. Yok güzel bakacaktım değil mi? Tamam o zaman incecik ışıklar sızıyordu. Bu da küçük ümitler demektir. Umarım...


İstanbul'un her köşesi ayrı güzel. Tabii güzelliği tarihi güzelliklerle birleşince başka türlü güzel oluyor. Sarı Köşkün bahçesinden bir akşam manzarası. İyi de bahçe ve merdiven yerine köşkü çekmeliydin diyenler olur beş dakikalık zaman zarfında kapıdan giren çıkan eksik olmadı. Çekersem olur da hayır diyen olur diye cesaret edemedim. Başka bir sefere erteledim. E adım adım ilerliyoruz..

Saturday, November 18, 2006

Buralarda yalan barınamaz



Gerçekten ama gerçekten yorulduğunuz oldu mu yalandan? Aslında yalanlardan. Ya işte o vakit benim düşündüğümü düşünürsünüz belki de. Yalanla siyaset birbirine çok yakın bir çizgide günümüzde. Siyasetten kastım başka yerler değil normal aile ve arkadaşlık ilişkileri. Hani birinin kalbini kırmamak için, iki kişinin arasını bulmak için olan söylerken, bu iş düzelsin ben buna söylerim doğrusunu diyerek söylenen sonra gerçekten düzeltebileceğiniz şeylerdi benim öğrendiğim. Buydu siyaset. Ama şimdi tam tersi olmuş gözünüzün içine baka baka size zarar verecek yalanı söyleyebiliyor. Yavaş, ağır ol bak mumun sönmek üzere, siyaset tarafını aştın yalan çizgisindesin diyesim geliyor. Tutuyorum kendimi. Hayvanlar aleminde yalancılıkla suçlanan tilkidir bir tek hikayelerde. Ağaçlar çiçekler derseniz tamamen kurtarmışlar benim bu korkunç kabusumdan. Seyret seyret doyamıyor insan. Biliyorum insanlar konuşa konuşa ......ama?

Saturday, September 09, 2006

Ayın ondördü ve ay tutulması

İlla ki özeldir ve çok güzeldir ayın ondördü. Bir de aynı gün ay tutulunca makine elimde kaldı. Neyse ki bir vakit sonra misafir geldi ve ben paparaziliği bıraktım. Belki çok güzel değil çekimim ama yine de ekledim fotoğrafları. Sanırım tutulmayı çemek için bir parça tecrübe ve daha yüksek bir mekan gerekiyor.
Önce mehtabın doğuşu;








Sonra tutulması ;















Ben çekmeyi bıraktığımda da çok güzeldi. Vakit fakirliğinden çekemedim ve bakamadım. Zaten bunları da belli aralıklarla çektim. Mehtabın vazifesi olduğu gibi benim de vardı. Mehtab kadar sadık kalamasam da.